Çiğköftenin tarihçesi

Kommagene krallığı Türkiye’nin Güneydoğusunda Dicle ve Fırat nehirlerinin  yukarı kıyılarında kurulmuştu. Nemrut dağının zirvesindeki heykeller Kommagene sanatının ihtişamını belgeler. Orada doğu ve batı tam bir uyumla kaynaşır.

Dünden bugüne çiğ köftenin tarihi

Ülkemize özgü eşsiz bir lezzet olan çiğ köftenin tarihi hakkında üç farklı efsane vardır.

Bunlardan birincisi, Kommagene uygarlığının merkezi olan, günümüz Adıyaman ilinde, M.Ö. yıllarda, insanlar savaşlar olduğu zaman merkezi bölgelerden dağlara sığınırlardı.  Savaşlar uzun süre sürerdi.

Yine böyle büyük bir savaş zamanında dağlara sığınmış olan halkın yiyeceği kalmaz. Düşmanın görmemesi için de yiyeceklerini ateş yakmadan yapmaya çalışıyorlardı.  İşte böyle bir zamanda halk dağlarda vurdukları ceylanların etlerini bulgur ve dağdan topladıkları çok sayıda ot ve baharat ile karıştırıp taşlarla döverek ilk çiğ köfteyi yapmışlardır.  Görüldüğü gibi çiğ köftenin başlangıcında çiğ et, bulgur ve bir kısım baharat yer almaktadır.

Çiğ köfte hakkındaki ikinci efsane ise şöyle anlatılır:

Kral Nemrudun Hz.İbrahim’e ve ona inananlara zulmettiği dönemde, Hz. İbrahim Allah’a iman eden müminlerin zarar görmemesi için onlara sürülerini alıp dağlara gitmelerini söyledi. Müminlerin saklaması kolay ve besleyici değeri yüksek  olan bulguru yanlarına almalarını tavsiye etti. Sürüleri ile dağa çıkan müminler, yerleri belli olmasın diye ateş yakmadılar.  Kestikleri hayvanları ise yüzyıllardır süregelen usullere uygun olarak kaya tuzu içinde kuruttular. Kuruyan etleri uzun süre saklayabildiler. Ve tahta tokmaklarla döverek içindeki yağ ve sinirleri ayrıştırdılar.  Bu işlenen kuru eti Hz. İbrahim’in tavsiyesine uygun olarak tabiattaki beş baharat ve bulgur ile yoğurmak sureti ile  günümüzde bilinen çiğ köfteyi yapmışlardır.

Üçüncü çiğköfte efsanesine göre Nemrud ve ona tabi olanlar azgınlık ve  Allah’a isyan içinde yaşamakta idiler. Bir gün Nemrud bir rüya gördü. bir rivayete göre, rüyasında gökyüzünde bir nurun parladığını, güneşin, ayın ve yıldızlarınbu nurun ışığında kaybolduğunu gördü. Diğer bir rivayete göre ise, rüyasında bir kimsenin gelip tahtından kaldırıp kendini yere vurduğunu gördü. Müneccimlere gördüğü rüyayı anlatıp tabir ettirdi. Bunlar ” yeni bir peygamber gelecek ve din gelecek, senin saltanatını temelinden yıkacak, ona göre tedbir almalısın” diye tabir ettiler. Nemrud, bu işin tedbiri kolaydır deyip, “Bundan sonra kimse çocuk sahibi olmayacak. Hanımlardan uzak durulacak. Doğan çocuklar, erkekse öldürülecek, kızsa bırakılacak!” emrini verdi.  Bu sırada Hz. İbrahim’in annesi hamile idi.  Babası Azer durumu bildiği için, annesi onu doğum yaklaşınca kendisinden uzaklaştırdı ve gizlice bir mağaraya gitti ve orada yerinin belli olmaması için ateş yakmadı. Yanında götürdüğü malzemelerin karışımıyla günümüzde bilinen çiğ köfteyi yapmış ve yiyecek ihtiyacını karşılamıştır.  Daha sonra Hz İbrahim’i dünyaya getirerek onu emzirdi  ve mağarayı kapatıp şehre geri döndü. Azer’e çocuğunun zayıf doğup hemen öldüğü söyledi. Bundan sonra mağaraya gizlice gelip Hz. İbrahim’i emzirip geri dönmeye başladı. Rivayetlere göre de Hz. İbrahim mağarada 16 – 17 yaşlarına kadar kaldı.

Yukarıda yazılanlar her ne kadar efsane olsa da bir gerçek var ki, çiğ köfte çok çok eski zamanlardan beri yenilmektedir.  Ve yenildiği her dönemde baş tacı edilmiştir.  günümüzde artık çiğ köfte bir sektör olmuş ve firmaların bayileri aracılığı ile bize ulaştırdığı bir yiyecek haline gelmiştir.

 

Çiğköftenin tarihçesi” için bir yorum

  • 23 Ağustos 2017 tarihinde, saat 14:00
    Permalink

    yapanlardan allah razı olsun. çiğköfte işi bir çok kişiye ekmek kapısı oldu. iyi ki yapmışlar bende çiğköfte bayisi olmak istiyorum ve araştırıyorum

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir